Tevhid
evhid,
en ehemmiyetli ve en halavetli ve en yüksel bir vazife-i kudsiye
ve bir fariza-i fıtriye ve bir ibadet-i imaniyedir.
İnsan bir yolcudur. Sen burada misafirsin. Ve buradan da diğer
bir yere gideceksin. Misafir olan kimse, beraberce getiremediği
birşeye kalbini bağlamaz. Bu menzilden ayrıldığın gibi, bu şehirden
de çıkacaksın. Ve keza, bu fani dünyadan da çıkacaksın. Öyle ise
aziz olarak çıkmaya çalış.
İnsan ve vazifesi
Kendini başıboş zannetme. Zira şu misafirhane-i dünyada nazar-ı
hikmetle baksan; hiçbir şeyi gayesiz, nizamsız göremezsin. Nasıl
sen nizamsız, gayesiz olabilirsin.
İnsan ebed için yaratılmıştır. Onun hakiki lezzetleri, ancak marifetullah,
muhabbetullah, ilim gibi umur-u edebiyedir.
Dünya hayatı
Hayatın lezzetini, zevkini isterseniz hayatınızı imanla hayatlandırınız
ve feraizle ziynetlendiriniz ve günahlardan çekinmekle muhafaza
ediniz.
Gençlik
Sizdeki gençlik katiyen gidecek. Eğer siz daire-i meşruada kalmazsanız,
o gençlik zayi olup başınıza hem dünyada, hem kabirde, hem ahirette
kendi lezzetinden çok ziyade belalar ve elemler getirecek. Eğer
terbiye-i İslamiye ile o gençlik nimetine karşı bir şükür olarak
iffet ve namusluluk ve taatte sarf etseniz, o gençlik manen baki
kalacak ve edebi bir gençlik kazanmasına vesile olacak.
Dünyada gençliğe muhabbet, yani ibadette gençlik kuvvetini sarf
etmenin neticesi: dar-ı saadette edebi bir gençliktir.
Yalnızca Allah'a dayanıp güvenmek
Ey insan! Eğer yalnız Ona abd olsan, bütün mahlukat üstünde bir
mevki kazanırsın. Eğer ubudiyetten istinkaf etsen, aciz mahlukata
zelil bir abd olursun.
Her kim kendisini Allah'a malederse, bütün eşya onun lehinde olur.
Ve kim Allah'a mal olmasa, bütün eşya onun aleyhinde olur. Allah'a
mal olmak ise, bütün eşyayı terk ve her şeyin Ondan olduğunu ve
Ona rücu edeceğini bilmekle olur.
Allah'a hakiki abd olan, başkalarına abd olamaz.
Madem her yer misafirhanedir. Eğer misafirhane sahibinin rahmeti
yar ise, herkes yardır, her yer yarar. Eğer yar değilse, her yer
kalbe bardır ve herkes düşmandır.
İmanın kazandırdıkları
Ey insan! Senin nokta-i istinadır ancak ve ancak Allah'a olan imandır.
Ruhuna, vicdanına nokta-i istimdad ise ancak ahirete olan imandır.
Binaenaleyh bu her iki noktadan haberi olmayan bir insanın kalbi,
ruhu tavahhuş eder; vicdanı daima muazzeb olur.
İmana gel ki, elemden emin olasın. Kadere teslim ol ki selamette
kalasın.
İnsan eğer kesrete dalıp kainat içinde boğulup dünyanın muhabbetiyle
sersem olarak fanilerin tebessümlerine aldansa, onların kucaklarına
atılsa, elbette nihayetsiz bir hasarete düşer. Hem fena, hem fani,
hem ademe düşer. Hem manen kendini idam eder. Eğer insan-ı Kuran'dan
kalb kulağıyla iman derslerini işitip başını kaldırsa, vahdete müteveccih
olsa, ubudiyetin miraciyle arş-ı kemalata çıkabilir. Baki bir insan
olur.
Dine hizmet
Dine hizmet ederken müspet hareket etmek ve menfi hareketlerden
kaçınmaktır.
Bizim vazifemiz müspet hareket etmektir, menfi hareket değildir.
Rıza-i İlahiye karışmamaktır. Bizler aşayişi muhafazası netice veren
müspet iman hizmeti içinde her yıl bir sıkıntıya karşı sabırla,
şükürle mükellefiz. Kardeşlerim! Hastalığım pek şiddetli, belki
yakında öleceğim veyahut bütün bütün konuşmaktan, bazen men olunduğum
gibi men edileceğim. Onun için benim nur ahiret kardeşlerim, ehven-ü
şer deyip bazı biçare yanlışçıların hatalarına hüçum etmesinler.
Daima müspet hareket etsinler. Menfice hareket vazifemiz değil.
Çünkü dahilde hareket menfice olamaz.
Nefis
Ey nefsim! Deme 'zaman değişmiş, asır başkalaşmış, herkes dünyaya
dalmış, hayata perestiş eder. Derd-i maişetle şarhoştur.' Çünkü
ölüm değişmiyor. Firak, bekaya kalbolup başkalaşmıyor. Acz-i beşeri,
fakr-ı insani değişmiyor, ziyadeleşiyor. Beşer yolculuğu kesilmiyor,
sürat peyda ediyor.
Şeytanın mühim bir sinsi planı, insana kusurunu itiraf ettirmemektir,
ta ki bağışlanma ve Allah'a sığınma yolunu kapasın. Hem nefsi insaniyetinin
enaniyetini tahrik edip, ta ki nefis kendini avukat gibi müdafaa
etsin, adeta kusur ve günahlarından takdis etsin..
Nefsini suçlayan kusurunu görür. Kusurunu itiraf eden, bağışlanma
diler. Bağışlanma dileyen Allah'a sığınır. Allah'a sığınan şeytanın
şerrinden kurtulur. Kusurunu görmemek, o kusurdan daha büyük bir
kusurdur. Ve kusurunu görse, o kusur kusurluktan çıkar. İtiraf etse
affa müstehak olur.
Güzel ahlak
İşte tahmin ederim ki, nasihlerin nasihatları şu zamanda tesirsiz
kaldığının bir sebebi şudur ki: Ahlaksız insanlara derler: "Hased
etme! Hırs gösterme! Adavet etme! İnad etme! Dünyayı sevme!" Yani,
fıtratını değiştir gibi zahiren onlarca malayutak bir teklifte bulunurlar.
Eğer deseler ki: "Bunların yüzlerini hayırlı şeylere çeviriniz,
mecralarını değiştiriniz." Hem nasihat tesir eder, hem daire-i ihtiyarlarında
bir emr-i teklif olur."
İnsanın fıtratındaki şiddetli merak ve hararetli muhabbet ve dehşetli
hırs ve inadlı taleb ve hakeza şedid hissiyatlar, umûr-u uhreviyeyi
kazanmak için verilmiştir. O hissiyatı, şiddetli bir surette fani
umûr-u dünyeviyeye tevcih etmek, fani ve kırılacak şişelere, baki
elmas fiatlarını vermek demektir.
Hem gizli düşmanlarım, hem nefsim; şeytanın telkiniyle zaif bir
damarımı arıyorlar ki, beni onunla yakalayıp Nurlara tam ihlas ile
hizmetime zarar gelsin. En zaif damar ve dehşetli mani', hastalık
damarıdır. Hastalığa ehemmiyet verdikçe, hiss-i nefs-i cisim galebe
eder; zarurettir, mecburiyet var der, ruh ve kalbi susturur; doktoru
müstebid bir hakim gibi yapar ve tavsiyelerine ve gösterdiği ilaçlara
itaate mecbur ediyor. Bu ise fedakarane, ihlasla hizmete zarar verir.
Hem gizli düşmanlarım da bu zaif damarımdan istifadeye çalışmışlar
ve çalışıyorlar. Nasılki korku ve tama' ve şan ü şeref cihetinde
çalışıyorlar. Çünki insanın en zaif damarı olan korku cihetinde
bir halt edemediler, i'damlarına beş para vermediğimizi anladılar.
Hastalığın hikmetleri
Ey hastalıktan şekva eden biçare adam! Hastalık bazılara ehemmiyetli
bir definedir, gayet kıymetdar bir hediye-i İlahiyedir. Her hasta,
kendi hastalığını o neviden tasavvur edebilir. Madem ecel vakti
muayyen değil; Cenab-ı Hak, insanı yeis-i mutlak ve gaflet-i mutlaktan
kurtarmak için, havf u reca ortasında ve hem dünya ve hem ahireti
muhafaza etmek noktasında tutmak için, hikmetiyle eceli gizlemiş.
Madem her vakit ecel gelebilir; eğer insanı gaflet içinde yakalasa,
ebedi hayatına çok zarar verebilir. Hastalık gafleti dağıtır, ahireti
düşündürür, ölümü tahattur ettirir, öylece hazırlanır. Bazı öyle
bir kazancı olur ki; yirmi senede kazanamadığı bir mertebeyi yirmi
günde kazanıyor. Ezcümle, arkadaşlarımızdan -Allah rahmet etsin-
iki genç vardı. Biri İlama'lı Sabri, diğeri İslamköy'lü Vezirzade
Mustafa. Bu iki zat, talebelerim içinde kalemsiz oldukları halde,
samimiyette ve iman hizmetinde en ileri safta olduklarını hayretle
görüyordum. Hikmetini bilmedim. Vefatlarından sonra anladım ki;
her ikisinde de ehemmiyetli bir hastalık vardı. O hastalık irşadıyla,
sair gafil ve feraizi terkeden gençlere bedel, en mühim bir takva
ve en kıymetdar bir hizmette ve ahirete nafi' bir vaziyette bulundular.
İnşaallah iki senelik hastalık zahmeti, milyonlar sene hayat-ı ebediyenin
saadetine medar oldu. Ben onların sıhhatı için bazı ettiğim duayı,
şimdi anlıyorum dünya itibariyle beddua olmuş. İnşaallah o duam,
sıhhat-ı uhreviye için kabul olunmuştur.
İşte bu iki zat, benim itikadımca, on senelik bir takva ile elde
edilecek bir kazanç kadar bir kar buldular. Eğer ikisi, bir kısım
gençler gibi sıhhat ve gençliğine güvenip, gaflet ve sefahete atılsaydılar;
ölüm de onları tarassud edip tam günahlarının pislikleri içinde
yakalasaydı; o nurlar definesi yerine, kabirlerini akrepler ve yılanlar
yuvası yapacaklardı.
Diriliş
"Evvel yaratılışı düşünür. Der ki: Nutfeden alakaya, alakadan bir
çiğnem ete, bir çiğnem etten ta insanın yaratılışına kadar olan
oluşumumuzu görüyorsunuz. Nasıl oluyor ki, yaratılışı inkar ediyorsunuz?..
O, onun misli, belki daha kolayıdır. Hem Cenab-ı Hak, insana karşı
ettiği ihsanat-ı azimeyi kelimesiyle işaret edip der: "Size böyle
nimet eden bir zat, sizi başıboş bırakmaz ki, kabre girip kalkmamak
üzere yatasınız." Hem işareten der: Ölmüş ağaçların dirilip yeşillenmesini
görüyorsunuz. Odun gibi kemiklerin hayat bulmasını kıyas edemeyip
inkar ediyorsunuz. Hem gökyüzünü ve yeri yaratan, gökyüzü ve yerin
meyvesi olan insanın hayat ve ölümünden aciz kalır mı? Koca ağacı
idare eden, o ağacın meyvesine ehemmiyet vermeyip başkasına mal
eder mi? Bütün ağacın neticesini terketmekle, bütün kısımlarıyla
hikmetle yoğrulmuş yaratılış şeceresini faydasız ve boş yapar mı
zannedersiniz? Der: kıyamet günü sizi diriltecek zat öyle bir zattır
ki, bütün kainat O'nun emrine hazır askeri hükmündedir. Allah'ın
ol emrine feyekûne karşı tam bir teslimiyet ile boyun eğer. Bir
baharı yaratmak, bir çiçek kadar ona kolay gelir. Bütün hayvanatı
icad etmek, bir sinek icadı kadar kudretine kolay gelir bir zattır..."
Ölüm
Ölüm değişmiyor. Firak, bekaya kalbolup başkalaşmıyor. Acz-i beşeri,
fakr-ı insani değişmiyor, ziyadeleşiyor. Beşer yolculuğu kesilmiyor,
sürat peyda ediyor."
Samimiyet
Bu zamanda avam-ı mü'mininin tam itimad etmesi ve iman hakikatlarını
tereddüdsüz ders alması için, öyle muallimler lazım ki; değil dünya
menfaatlarını, belki ahiret menfaatlarını dahi ehl-i imanın menfaat-i
uhreviyesine feda ederek o ders-i imanide her cihetle şahsi faidelerini
düşünmeyip yalnız ve yalnız hakikatlara, rıza-i İlahi ve aşk-ı hakikat
ve hizmet-i imaniyedeki şevk-i hak ve hakkaniyet için çalışsın.
Ta her muhtaç, delilsiz kanaat edebilsin, bizi kandırıyor demesin
ve hakikat pek çok kuvvetli olduğunu ve hiçbir cihetle sarsılmadığını
ve hiçbir şeye alet olmadığını bilsin, ta imanı kuvvetlensin ve
o ders ayn-ı hakikattır desin, vesvese ve şüpheleri zail olsun.
İhlas
Ey biçareler! Mezaristana göçtüğünüz zaman, "Eyvah! Malımız harab
olup, sa'yimiz heba oldu; şu güzel ve geniş dünyadan gidip, dar
bir toprağa girdik." demeyiniz, feryad edip me'yus olmayınız...
Çünki sizin herşey'iniz muhafaza ediliyor. Her ameliniz yazılmıştır.
Her hizmetiniz kaydedilmiştir. Hizmetinizin mükafatını verecek ve
her hayır elinde ve her hayrı yapabilecek bir Zat-ı Zülcelal, sizi
celb edip, yer altında muvakkaten durdurur. Sonra huzuruna aldırır.
Ne mutlu sizlere ki; hizmetinizi ve vazifenizi bitirdiniz. Zahmetiniz
bitti, rahata ve rahmete gidiyorsunuz. Hizmet, meşakkat bitti; ücret
almağa gidiyorsunuz.
Evet geçen baharın defter-i a'malinin sahifeleri ve hidematının
sandukçaları olan tohumları, çekirdekleri muhafaza eden ve ikinci
baharda gayet şaşaalı, belki yüz derece aslından daha bereketli
bir tarzda muhafaza eden, neşreden Kadir-i Zülcelal, elbette sizin
de netaic-i hayatınızı öyle muhafaza ediyor ve hizmetinize pek kesretli
bir surette mükafat verecektir.
Ahireti unutanlar
Ey sersem nefsim! Acaba şu vazife-i ubudiyet neticesiz midir, ücreti
az mıdır ki, sana usanç veriyor? Halbuki bir adam sana birkaç para
verse veyahut seni korkutsa, akşama kadar seni çalıştırır ve fütursuz
çalışırsın. Acaba bu misafirhane-i dünyada aciz ve fakir kalbine
kut ve gına ve elbette bir menzilin olan kabrinde gıda ve ziya ve
herhalde mahkemen olan Mahşer'de sened ve berat ve ister istemez
üstünden geçilecek Sırat Köprüsü'nde nur ve burak olacak bir namaz,
neticesiz midir veyahut ücreti az mıdır? Bir adam sana yüz liralık
bir hediye va'detse, yüz gün seni çalıştırır. Hulf-ul va'd edebilir
o adama itimad edersin, fütursuz işlersin. Acaba hulf-ul va'd hakkında
muhal olan bir zat, Cennet gibi bir ücreti ve saadet-i ebediye gibi
bir hediyeyi sana va'd etse, pek az bir zamanda, pek güzel bir vazifede
seni istihdam etse; sen hizmet etmezsen veya isteksiz, suhre gibi
veya usançla, yarım yamalak hizmetinle onu va'dinde ittiham ve hediyesini
istihfaf etsen, pek şiddetli bir te'dibe ve dehşetli bir tazibe
müstehak olacağını düşünmüyor musun? Dünyada hapsin korkusundan
en ağır işlerde fütursuz hizmet ettiğin halde; Cehennem gibi bir
haps-i ebedinin havfı, en hafif ve latif bir hizmet için sana gayret
vermiyor mu?
|